Savaş sanatlarının Asya'da öğretilmesi, tarihi olarak öğretmen-öğrenci çıraklığına ait Konfiçyen kültürel geleneğini takip etmiştir. Öğrenciler, usta bir öğretmenin başta olduğu kati bir hiyerarşik sistemde eğitilirler. Bu öğretmene, Japonca'da Sensei, Çince'de ?? , (Wade-Giles) Lao Shih , (Pinyin) lao shi (kelime anlamı; yaşlı usta); Kantonca Sifu ; ?? Mandarin (Wade-Giles) Shih fu , (Pinyin) Shi fù (kelime anlamı; usta-baba), ??? Sabeomnim (Korean) denir . Öğretmenin, öğrencilerinin eğitimini doğrudan idare etmesi beklenirken, öğrencilerden de okulun kurallarını ve temel eğitim rutinlerini ezberlemeleri ve mümkün olduğunca doğru uygulamaları beklenir.
Gençlerin, eğitim yöntemleri veya öğretmenin motivleri ve kişiliği hakkında açıkça düşünmeleri, gerçekçi ayrımlar yapabilmek için sanatlarının temel gereksinimlerine yeterince hakim olmadıkları düşünüldüğünden genelde hoş karşılanmamaktadır. Bunun yerine form ve tekniklerin giderek daha karmaşık senaryolarda görülecek uygulamalarını tekrar tekrar çalışmaya teşvik edilirler.
Konfiçyen aile temelli bu hiyerarşide, eğitime öğrenciden önce katılmış olanlar büyük erkek ve kız kardeşler olurken, öğrenciden sonra gelenler küçük erkek ve kız kardeşler olurlar. Yukarı ve aşağıdaki diğer kuşaklar içinde öğretmenin akranları babanın erkek ve kız kardeşleri, vb olarak görülürler. Şekli bu kadar açıkça çizilen, kıdeme dayalı bu ilişkiler; savaş sanatı öğrencilerinde iyi karakter, sabır ve disiplin gibi bazı soyut değerler geliştirmek amacıyla tasarlanmıştır. Öğretmenlerin, öğrenci grubu ve öğrencilerin kendilerinin güvenlikleri açısından, temel hareketlerden daha fazlası gösterilmeden önce öğrenciler okul hiyerarşisi içinde kendi yerlerini öğrenirler. Öğrenciler diğerlerine neden ve nasıl açıkça saygı göstermeleri gerektiğini ve öğretmenlerinin direktiflerini uygun şekilde nasıl takip edeceklerini öğrenmelidirler.
Öğrencinin yeteneklerinin daha ileri çalışmasına izin verilmeden önce yetkinlik için test edileceği kimi sertifikasyon metodlarının anlaşılması kolay olmayabilir. Özellikle Çin'deki bazı sistemlerde bu tip sertifikasyonlar bulunmamaktadır. Bir ustanın altında daha çok çıraklığa benzer, yakın kişisel idmanlar ve değerlendirme ile geçen ve ustanın öğrencisinin yeteneklerini tatmin edici bulduğu zamana kadar geçen yıllar,bu tip sistemler için yeterlidir. Bu pedagoji, hala pek çok geleneksel stilde korunması ve saygı görmesine rağmen derecelerini çeşitlendirmede diğerlerinin yanında zayıf kalmış ve hatta özellikle Batı'daki bazı okullarda uygulaması geri çevrilmiştir.
Avrupa'da Savaş Sanatları
Avrupa'daki savaş sanatlarının tarihsel kökeni Asya'da olduğu gibi aynı kapsamda bulunmaz. Boks ve güreşin formları varlıklarını sürdürmüştür. Avrupa savaş sanatları daha çok değişen teknolojiye adapte olmuştur ve İngilizce kelime anlamına daha çok uymaktadır, yani eski usül savaş sanatlarının torunları günümüzde var olsalar da artık daha çok helikopter uçurmaya ya da piyadeler için taktiklere odaklanılmıştır ancak bunlar genelde savaş sanatlarından sayılmamaktadır.
Klasik Avrupa uygarlığında savaş sanatları, özellikle, sporun hayatın ayrılmaz bir parçası olduğu Yunanistan'da görüldü. Boks ve pankration (pan; bütün, kratos; güç, kuvvet demek) Antik Olimpik Oyunları'nda temsil edildi. Romalılar halkın izlemesi için Gladyatör dövüşünü yarattılar.
Bazı geleneksel savaş sanatları, tek veya başka formlarda korunmuşlardır. Örneğin, boks, okçuluk ve eskrim, spor haline getirilerek korunmuştur.Tabii bu durum bu sanatların pratiklerinde önemli değişikliklere yol açmıştır. Tarihi eskrimin bir kısmı varlığını sürdürebilmiştir ve bazı gruplar eski Avrupa savaş sanatlarını az da olsa varlığını sürdüren dövüş manüellerini kullanarak yeniden yapılandırmaya girişmişlerdir. Bu manüeller, kılıç-kalkan, iki elle tutulan kılıç dövüşü,at üzerinde mızraklı dövüş ve diğer silahlı dövüş çeşitlerini içermektedir.
Yeniden yapılandırma çabasının bir başka yönü ise 1800ler ve 1900ler gibi daha yakın tarihlerde uygulanmış savaş sanatları ve dövüş sporlarını içermektedir. Bunların bir kısmı; çıplak elle boks, Avrupa savaş sanatlarından silahsız olan ve varlığını aktif şekilde sürdürenlerden bazıları, İngiliz boksu, olimpik güreş ve Fransız savatedir. Bazı silah sistemleri ise halk sporu veya savunma metodu olarak varlığını sürdürmüştür. Örneğin Kanarya Adaları'nın Juego del Palo stili gibi sopalı dövüş sistemleri.
Spor haline getirilip artık dövüşe yakın olarak görmediğimiz diğer savaş sanatları; cimnastiğin bazı şekilleri,örneğin pommel horse'daki horse (at) ata benzediği için bu ismi almıştır. Sanat, şövalyenin at sırtında yerini değiştirebilmesi ve iyi savaşabilmesi gerekliliğinden doğmuştur. Gülle ve cirit atmanın kökenleri daha da eskiye dayanmaktadır. İkisi de daha çok Romalılar'ın kullandığı silahlar olmuşlardı.
Kuzey Amerika'da Savaş Sanatları
Kuzey Amerika yerlileri, kendi savaş eğitimlerine sahiplerdi - yerlilerin kültürlerinin büyük bir kısmı gibi bunlar da neredeyse kaybolmuştur. Buna rağmen Avrupalı kolonistler ve daha sonra da Asyalı göçmenler, boks, eksrim, güreş gibi kendi savaş sanatlarını getirdiler.
Doğu savaş sanatlarına olan ilgi, Amerikalıların Çin ve Japonya ile ilgilenmeye başladıkları 19.Yüzyıla kadar gitmektedir. Bu ilgi ilk zamanlar ticaret dolayısıylaydı ve o zamanlar savaş sanatları yabancı toprakların acayipliklerinden biri olarak görülmüş, az sayıda Batılı tarafından gösteri gözüyle bakılarak çalışılmıştı. Bu bakış, Amerika ve Avrupa'da savaş sanatlarını gösteren ilk Asyalılar'ın çoğunun bu işi vaudeville gösterilerinin bir parçası olarak yapmaları sebebiyle devam etti.
Batı'nın Doğu üzerindeki etkisi büyüdükçe, giderek daha fazla sayıda askeri personel Çin, Japonya ve Batı çıkarlarını koruyan diğer yerlerde vakit geçirmeye ve askeri konularda belirli gruplar önermeye başladı. Başlangıçta bu önerilerin çoğu Doğu tarzı savaşmayı Batı tarzına çevirmeyi amaçlıyordu ama sonunda Batılı birliklerin bazı askerleri, Doğu savaş sanatlarının değerini görmeye ve onları ciddi şekilde çalışmaya başladı. Bu çalışmalar, Batı tarzı askeri eğitimle birleştirilecek çeşitli tekniklerle sonuçlandı. Bu durum, II.Dünya Savaşı'nda komandoların neredeyse tamamının Japon jujutsu eğitimi almalarına kadar gitti.
Savaştan sonra, Japonya'da görevlendirilmiş çok sayıda asker kullanılarak, savaş sanatları tekniklerinin benimsenmesi ve bütün sistemlerin kademeli olarak Batı'ya iletilmesi süreci başladı. Ancak sistemlerin taşınmasının gerçekten hız kazanması 1950'leri buldu. Çok sayıda Amerikan askeri personeli, Kuzey Kore'yle olan savaş sırasında Kore sanatlarını (Taekwondo) öğrendi ve bunların çoğu eğitimlerine evlerine döndükten sonra da devam etti ve daha sonra öğretmeye de başladı. 1960'lara gelindiğinde, Karate, Judo gibi Japon sanatları son derece popüler olmuştu. 1970'lerin başında savaş sanatları sinemalarda görülmeye başlandı ve Bruce Lee sayesinde Çin stillerinin popülaritesinde artış görüldü.
Savaş sanatlarının çoğunun müsabaka disiplinlerine çevrilmesiyle birlikte sistemlerin taşınması sürecinde sanatların saflığında artan bir bozulma görüldü. Örneğin karate, profesyonel dövüşçüleri, büyük ödülleri, televizyonda ulaştığı kitle ve sponsorluk anlaşmalarıyla uluslararası bir güç haline geldi.
1970'lerin sonu ve 1980'ler, spor olmayan savaş sanatlarına özellikle silahsız tekniklere olduğu kadar silahlı tekniklere de olan ilgide yükselişe tanık oldu. Bu ilgi, çeşitli sanatların (iddiaya göre özellikle ninjalar ve neoninjalar ) sözde mistisizm ve güya doğa üstü öldürücülüğüyle dolu sinema filmleri, kitaplar ve dergiler tarafından besleniyordu. Bu durum, işin bir ucundaki fırsatçı öğretmenlerin-üstün olduklarına dair yeterli kanıt bulunmasa da- rakiplerine olan büyük üstünlükleriyle ilgili iddialarda bulunmalarına; kitap, video ve sertifikalarını satabilmek için kendi tekniklerinin eşsiz olduğunu öne sürmelerine yol açtı. Buna karşılık siyah kuşak fabrikası okullar da, zengin banliyö ailelerinin çocuklarına, yanında çeşitli güzel üniformalar ve renkli kuşaklar vererek pahalı, uzun dönem eğitim kontratları satmaya başladılar.
Savaş sanatları bulundukları yerden meydana çıkarıldı ve Vietnam, Burma, Filipinler, Endonezya, Güney Amerika ve dünyanın kalan hemen hemen her köşesinden alınıp Amerika'ya getirildi. Diğerleri önceden varolan stillerden ilkesiz bir takım insanlar tarafından çıkarıldı. Bir kısmı başarı iddialarını anlattıkları hikayelerin kalitesi ölçüsünde popüler oldular. Bazılarıysa iddia ettikleri gibi başarılı olduklarını ispat edebildi. Sonuçta, bu durum Kore, Japonya ve Çin'den tarihsel ve kültürel değerleri için yeni disiplinler arayışına yol açtı.
Uluslararası Alanda Savaş Sanatları
Dünya üzerindeki her köy ya da kabilede, bilgilerini gençlere aktaran, az sayıda eğitimli savaşçı bulunmaktaydı. Ne var ki bir dövüş sistemini aktarmak kolay değildir, bu yüzden bu savaşçıların neredeyse hepsi pratiklerini kaybettikçe yok oldular. Ancak bu savaşçıların az bir kısmı öyle ya da böyle varlığını sürdürebildi ve onlardan çok azı, son zamanlarda savaş sanatlarındaki muhtemelen dünya müzik fenomeniyle ilişkili artan popülariteyi gördü. Bu durumun örnekleri; Capoeira ve Küba, Haiti, Trinidad ve Tobago ile ilgili bazı sanatlardı. Bu sanatlar, Candomblé, Santería, Vodun, ve diğer syncretic dinlerle olan ilişkileri vasıtasıyla kısmen korunabildi. Bunlardan sadece Capoeira dünya çapında şöhrete sahip oldu.
2003 yapımı sinema filmi Whale Rider'da Maori halkının geleneksel savaş sanatı olan Mau rakau'yu içeren bir kaç sahne bulunuyordu. Bu sanat, iki elle kullanılan bir dövüş sopası olan taiaha kullanımını içerir.
Savaş sanatlarından ayrıca askeriye ve polis güçleri arasında aşağıdaki amaçlarla kullanılmak üzere faydalanıldı:
tutuklama ve savunma metodları. Örneğin, İsrail silahlı kuvvetleri için geliştirilmiş savunma sistemi: Krav Maga. Bir diğer örnek de Brezilya silahlı kuvvetleri için geliştirilen Kombato'dur.
göğüs göğüse savaşta öldürücü taktik sanatlar. Örneğin, Military Martial Arts: Ingiltere'de UAC , ABD'de LINE, ACCS Advanced Commando Combat System
Genel Bakış
Savaş Sanatları ve Savunma Savunma stratejileri pek çok savaş sanatının özellikle de Doğu Asya'ya ait olanların temelini oluşturur. Doğu Asya savaş sanatlarında savunma dersleri çoğunlukla eğitimin içeriğinde bulunur.
Savunma dersi veren pek çok okul, fiziksel karşılaşmalardan kaçınma veya bunları etkisiz hale getirme amaçlı stratejiler de öğretmektedir. Bu gibi derslerin içeriğine göre genel olarak, duruş stratejileri ve savunmadaki kişinin kendine güvenini arttırma öğretilir. Kişinin kendine güveninin fiziksel saldırıların bir kısmını engellediği varsayılmaktadır.
Savaş sanatları uygulamaları, savunmaya özel teknikler üzerinde durulsun ya da durulmasın, duruş stratejilerini öğretmenin ve kişinin kendine güvenini desteklemenin bilinen bir yoludur. Bu nedenle, öznel olarak savaş sanatlarını bir çeşit savunma sistemi olarak kabul etmek oldukça mümkündür.
Spor Olarak Savaş Sanatları
Müsabakalar söz konusu olduğunda, savaş sanatlarıyla uğraşanlar alabildiğine çeşitlilik gösterirler. Boks, Taekwondo, Muay Thai ve Brezilya Jiu-Jitsu gibi sanatları uygulayanlar sık sık bu alanlardaki spor maçları için çalışırken, Aikido ve Ving Tsun gibi sanatlarla uğraşanlar genellikle bu tip müsabakaları geri çevirirler. Bazı okullar yarışmaların daha iyi ve verimli öğrenciler ortaya çıkaracağına ve sportmenlik duygusu vereceğine inanmaktadırlar. Diğerleriyse yarışma kurallarının savaş sanatlarının dövüş etkinliğini yok ettiğini veya geleneksel odak noktası olan dövüş etkinliği yerine ödül kazanmaya odaklanmış yumuşak uygulamaları teşvik edeceğini düşünmektedirler. Doğu Asya kültürlerindeyse yarışmaların gösteriş yapmaktan kaçınan Konfiçyen insanı geliştirmeyi engelleyeceğine inanılmaktadır.
Forrest Morgan gibi bazı savaş sanatları pratisyenleri, spor türevlerini gerçekçi olmadıkları ve savaşçıların dikkatini sanatın bütünü yerine, yalnızca katılacakları müsabakalarda izin verilen tekniklere çektikleri için eleştirmişlerdi.
Sporun savaş sanatlarına cevabının bir bölümü olarak, karma savaş sanatları (MMA) diye bilinen Amerika'daki Ultimate Fighting Championship veya Japonya'daki Pancrase gibi yeni yarışma formları toplanmaktadır. Bu faaliyetlerin finansal başarı veya başarısızlıkları henüz iyi bilinmemekle birlikte, bazı dövüş sistemlerinin bu full kontakt ya da serbest stil müsabakalara gerçekten hakim olma eğilimde olduğunu belirtmek ilgi çekici olacaktır.
Savaş Sanatları ve Dans
Yukarıda belirtildiği gibi, çeşitli kültürlerdeki bazı savaş sanatları dans benzeri ayarlamalarla gerçekleştirilir; ya savaş hazırlığı sırasında adrenalin pompalanacak, şiddet hissi uyandırılacak ya da daha stilli bir yaklaşımla yetenek gösterilecek veya ikisi de yapılacaktır.
Bu tip savaş danslarının örnekleri arasında antik Sparta'nın gymnopaidiai, Yeni Zelanda'nın Haka, Khachaturian'ın Gayane balesinde gösterdiği Kılıç Dansı, Maasai sıçrama dansı, Brunei'nin Aduk Aduk, Katar'ın Ayyalah, Hindistan'ın Kalarippayattu, Pakistan/Afganistan Khattak dansları, Brezilya'nın Capoeira'sı İskoçya'nın Dansa Biodag'ı bulunur (muzip gelincik savaş dansını da unutmamak gerekir). Çoğunlukla savaş sanatlarını (maço olarak görülür) ve dansı (daha kadınsı bulunur) bir zıtlık olarak görmek mümkündür; örneğin, Platon'un Yasalar adlı eseri bu konuya biraz dikkat çekmiştir. Bu zıtlığa Maasai kabilesi tarafından getirilen çözüm ise diğer çözümlerin arasında en orijinali sayılabilir: kendi “sıçrama” savaş danslarını kadın kıyafeti içinde gerçekleştirmektedirler çünkü kendilerinin dediklerine göre kadınlar erkeklerden daha güzeldir.
XIV.Louis'in sarayında yaratılan bale de en güçlü olmak ile en zarif olmak arasında bir çeşit belirsizliğe uzanır: Kral tarafından asillerine baleyi zarif biçimde icra edebilme yeteneklerine göre dünyevi bir güç dağıtılmıştı. Bunun yanında, tiyatro ve sinemadaki dövüş sahneleri, esasında göğüs göğüse çarpışmayı temsil eden danslardır.
Martial Arts Club hakkındaki gelişmelerden
haberdar olmak için listemize üye olun.